10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMA

Mülki İdare Amirleri ile İlgili Geçmişte Çıkan Haberler..
Cevapla
filiztepebaşı
Mesajlar: 6687
Kayıt: 12 Ağustos 2011, 20:24
Görev Yeri: ..
Meslek: İstanbul İş-Kur

10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMA

Mesaj gönderen filiztepebaşı »

Resim10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMAMOĞLU


Her yıl 10 Ocak Türk İdareciler günü olarak kutlanmaktadır.10 Ocak tarihinin neden Türk İdareciler günü olduğunu halkımızın çoğu gibi Türk İdarecilerinin de büyük bir kısmı bilmemektedir. Uzun yıllardır her yıl 10 Ocak geldiğinde önce anıtkabir ziyaret edilir ve sonra Türk İdareciler Derneğince büyük bir salonda toplantı yapılır. Gece de bir otelde balo düzenlenir. Toplantı ve geceye idareciler ve çeşitli kuruluşlardan insanlar katılır. Başarılı idarecilere ödüller, emekli olanlara plaketler verilir. Bu arada katılırlarsa Başbakan ve İçişleri Bakanı, yan kuruluşları gibi siyasi mesajlar verirler. Kürsüye çıkan meslek mensupları da durumlarının iyileştirmesi için saygıyla talepte bulunurlar. Son bir iki yıldır gecelerde içki de verilmemektedir. Korku imparatorluğunda hiçbir idareci aksi davranışta bulunamaz. 10 Ocak İdareciler gününün geldiği tablo budur.

10 Ocak 1971 tarihinin ise Türk İdarecisinin gönlündeki yeri farklıdır.1969 yılında Süleyman Demirel çoğunluğu kazanıp tek başına hükümeti kurduktan sonra meslek örgütleri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları üzerinde baskılara başladı. Türk İdareciler Derneği de bir meslek ve sivil toplum kuruluşu olarak etkin çalışma yapmaktaydı. Üyelerinin tamamı maiyet memuru, kaymakam, vali yardımcısı, mülkiye müfettişi ve vali olarak İçişleri Bakanlığı mensupları olmakla beraber,büyük çoğunluğu 27 mayıs anayasasının özgürlükçü ortamında yetiştikleri için eğilip bükülmeyen insanlardı.Demirel hükümeti ve İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun İdarecileri ikincil duruma düşüren ve özlük haklarını geriye götüren bir yasayı meclise sevk etmeleri Türk İdareciler Derneği ve tüm idarecilerin itirazlarına rağmen yasalaşması bardağı taşıran son damla oldu.Dernek başkanımız aynı zamanda Kırşehir valisi de olan Ertuğrul Süer başkanlığında toplanan Türk İdareciler Derneği Yönetim Kurulu meslektaşlarıyla son durumu görüşmek üzere 10 Ocak 1971 günü Ankara’da olağanüstü genel kurulu toplama kararı aldılar.Genel Sekreter Fikri Gökçeer yaptığı duyuru ile de Maiyet memuru,kaymakam,Vali Yardımcıları,mülkiye müfettişleri ve Valiler dahil tüm üyelerini genel kurula davet etti.

Bende o sırada Aydın Karacasu da kaymakam olarak görev yapmaktaydım.Hemen dilekçeyle Aydın Valisi Turgut Eğilmez’den genel kurula katılma izini verilmesini talep ettim.Vali Turgut beyde İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun yeni bir genelgesinin geldiğini ve toplantıya katılacaklara izin verilmemesini istediğini,bu durumda kendisinin de izin veremeyeceğini söyledi.İzin alamamıştık.Tabii moralim çok bozulmuştu.Karacasu’ya döner dönmez Ankara’da arkadaşlarımızı aradım.Derneğin telefonları çok meşgul olduğu için bir türlü düşüremedim.Aklıma Mülkiyeliler Birliği’ni aramak geldi.Mülkiyeliler Birliği kardeş kuruluş olarak TİD’in en büyük destekçisi idi.Başkan Ayhan Açıkalın’la yaptığım görüşmede İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun toplantıya katılacakların engellenmesi için Valilere genelge gönderdiğini,bu durumda Aydın Valisinin de izin vermediğini anlattım.Ayhan ağabey de durumdan haberleri olduğunu ,buna karşı çalışma yaptıklarını söyledi.Arkadaşlarım Göksan Soner ve Mustafa Gündeşlioğlu’da Mülkiyeliler Birliğindeydiler ve toplantı için yoğun çalışma yapmaktaydılar.”Mutlaka gelmem gerektiğini”söylediler.Bende kendilerine “benim gelmem sorun değil diğer meslektaşlarımızı nasıl getireceksiniz” dedim.”Telefonlarla herkese ulaşıyoruz.Bu baskıyı kırmamız lazım “dediler.

Ben ilçe doktorundan 3 günlük rapor alarak Ankaraya geldim.Soğuk bir kış günü,ayaz,kar,tipi içerisinde 500 e yakın meslektaşımız Ankara’ya gelmişti.Genel kurulun toplanmasında özellikle 68 kuşak arkadaşlarımız çok etkin olmuştu.Baskılar ters tepmişti.Bazı Valiler arkadaşlarımızın gelmesine göz yummakla beraber,büyük çoğunluğu engellemeye çalışmıştı.Genel Kurul10 ocak 1971 günü saat 10 da Kızılay Genel Merkezi toplantı salonunda açıldı.Açılışı yapan Dernek başkanımız Ertuğrul Süer ,TİD’in tüm uyarılarına ve demokratik tepkilerine karşı Hükümetin ve bakanlığın yasayı bu şekliyle çıkarmasını kınadı.Ve derhal düzeltilmesini istedi.İktidarı kamuoyu önünde uyardı.Söz alan arkadaşlarımız da aynı doğrultuda konuşmalar yaptılar.Genel kurulda yasayı protesto eden bir bildiri yayınlandı.Başbakan Süleyman Demirel,içişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a tüm meslektaşlarımızın ayrı ayrı dilekçe göndermesi karar altına alındı.Toplantı sonunda Kızılay binasından Zafer Meydanındaki Atatürk anıtına kadar 500 mt yürüyüş yapılacaktı.Kaldırımdan yürünmesine karar verildi.En önde çelengi ben ve Ömer Baylan tutuyordu.Arkamızda da TİD başkanı Ertuğrul Süer,Yönetim kurulu üyeleri,mülkiye müfettişleri,vali yardımcıları,kaymakamlar,maiyet memurları genel kurula katılan tüm meslektaşlarımız yürüyüyorlardı.Dışarıda toplanan halktan büyük bir alkış koptu.O heyecanla Ömer ve ben çelenkle yola fırladık.Polisler sıhhiye ve Kızılay arasındaki yolu kestiler.Büyük bir ciddiyetle Atatürk anıtına geldik.Saygı duruşunda bulunduktan sonra dağıldık.Cumhuriyet döneminde ilk defa devletin temsilcileri Mülki idare amirlerince hükümete karşı böyle bir toplantı ve yürüyüş düzenlenmişti.Genel kurul için izin alınmasına rağmen sonrası yapılan yürüyüş izinsiz ve kanunsuz bir durumdu.Toplantı ve yürüyüş ertesi gün basın ve siyasi çevrelerde büyük yankı bulmuştu.

Toplantımıza karşı tavır alan birkaç vali,bir cumhuriyet savcısı ve basının yalaka birkaç kalemini dikkate almazsak toplantı ve yürüyüş etkili olmuş,657 sayılı yasada değişiklik yapılarak mülki idare sınıfının ihdası ve özlük haklarının düzeltilmesi sonucunu doğurmuştu.Ancak Genel Başkanımız Ertuğrul Süer ertesi günü hükümet tarafından Kırşehir Valiliği görevinden alındı.Bir çok arkadaşımız hakkında da yasal takibata başlandı.

İlçemize dönünce genel kurul kararı doğrultusunda Başbakana ve İçişleri bakanına birer protesto telgrafı çekmiş,Başbakan Süleyman Demirel’i ve İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nu şikayet eden ve istifalarını isteyen bir dilekçeyi de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a göndermiştim.Bir müddet sonra Cumhurbaşkanından, dilekçeniz yerinde görülüp gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir cevabı karşısında çok şaşırmıştım. Bizim dilekçe anlaşılan şikayet ettiğimiz makama gitmiş.

1978 yılında da Türk İdareciler derneği yönetim kurulu bir karar alarak her yıl 10 ocak tarihinin Türk idareciler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.O günden bu güne kadar da 10 Ocak Türk İdareciler günü olarak kutlanmaktadır.

!0 Ocak hareketini Türk İdarecileri bugün yapmış olsaydı,en başta yandaş basın başlık atarak idarecilerin nasıl ergenekona hizmet ettiklerini yazarlar, Taraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu nerede hazırlandığı belli olmayan bir bavul dolusu evrakı özel yetkili savcılara götürür ve ergenekonun idareciler ayağı diye dava açılması sağlardı.Rasim Ozan Kütahyalı da tutuklanacak idarecileri listelerini savcıdan önce yayınlardı.Televizyonlara çıkan Nagehan Alçı ve Nazlı Ilıcak gibi komplo teorisyeni yazarlarda Türk İdareciler Derneğinin hükümeti düşürmeye matuf kaos yarattığını,ergenekonun idare ayağı olduğunu saatlerce tartışırlardı.

İşin esprisi bir yana 10 Ocak 1971 toplantısından 2 ay sonra askerlerce hükümete 12 mart muhtırası verildi.Muhtıra karşısında Demirel hükümeti istifa etti ve Başbakan Süleyman Demirel şapkasını alarak iktidarı bırakıp kaçtı.

10 Ocakları yaratan bugün bir kısmı da hayatta olmayan başta Genel Başkanımız Ertuğrul Süer ve Mülkiyeliler Birliği Başkanı Ayhan Açıkalın olmak üzere yiğit idareci arkadaşlarımı saygı ile selamlıyorum.

Sudi Kocaimamoğlu
Belki hiç bir şey yolunda gitmedi;
ama hiç bir şey beni yolumdan etmedi!”
Anonim
hataylı
Mesajlar: 1090
Kayıt: 09 Ağustos 2011, 20:46
Görevi: Kaymakam

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen hataylı »

iyi güzel olmuşta olayın ergenekonla ilişkillendirilmesini anlamadım...
vatandas

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen vatandas »

şimdi böyle bir şey olsa zaten lağvedilmesi düşünülen mia için düğmeye basılır, tüm valilik ve kaymakamlıklar yasayla kapatılırdı. mevcut mia lar da müşavir kadrosunna alınıp bankamatik memuru yapılırdı.

edit; bak bu son kısmı iyiymiş:))
sus ki
Mesajlar: 480
Kayıt: 11 Temmuz 2010, 12:04

10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMA

Mesaj gönderen sus ki »

bürokratik oligarşi dedikleri bu sanırım. seçime gerek yokmuş, memurlar yönetse yeterliymiş. seçim masraflarından da tasarruf edilip memurlara zam olarak verilebilirmiş.
vatandas

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen vatandas »

sus ki yazdı:bürokratik oligarşi dedikleri bu sanırım. seçime gerek yokmuş, memurlar yönetse yeterliymiş. seçim masraflarından da tasarruf edilip memurlara zam olarak verilebilirmiş.

bunlar bildik ezberler. daha ne kadar para eder bilemem, ama hala itibar edenler var demek ki.

seçimle gelenler demokratik bir ülkede önceden anayasal çerçevede yönetimi üstlenir, bunu idare hukuku kurallarına göre tertiplenmiş bürokrasi eliyle yaparlar. ancak seçilmiş demek tanrı-kral değildir. bu ülke bu popülizm tuzağından bir şekilde kurtulmalıdır. mia lar da devletin çalışanlarındandır. öğretmenler, doktorlar özlükle ilgili bir talepte bulunsa demokrasi, mialar talep etse memur tahakkümü, bu tutarsızlıktır. kaldı ki, öğretmenler ne zaman iş bırakma eylemi yapsa izin durdurma yazıları ve soruşturma açılması emirleri gelir, sonra vazgeçilir.

yetmişlerin ikliminde böyle gösteriler gayet olası şeylerdi. bu gün mümkün değil, kabul, ama bundan bile seçilmiş atanmış edebiyatı geliştirmek zorlama bir yorum olur. bu ülkede seçilmiş atanmış arasında doğru düzgün bir fonksiyonel ayrım yapılmadığı sürece bu argüman her politik tartışmada istismar edilmeye devam edecek.

kamu yönetiminde seçilmişlerin sıfır söz hakkı olması gereken bazı alanlar olması modern demokrasilerin gereğidir. örnekle açıklayayım da rahat anlaşılsın, ben belediye başkanıyım ama trafik cezalarına müdahale edemiyorum sözünün demokrasiyle alakası yoktur. avrupa demokrasilerinde okul müdür muavini tayini için için o yerin parti başkanından referans aranmaz. kimse de bunu vesayetçi düzen diye itham etmez. seçilmişler ülkenin nasıl yönetiliceğine dair prensipler ( yasalar ) yapar. o yasaları uygulamak için üst yönetimi üstlenir. sonra da yapılan işleri idari ve mali olarak denetler. yani sıradan kamu yönetimi faaliyetleri konusuna girmez, sadece denetler ve izlerler. biz de ise hiç bir politik değer taşımayan, hali hazırda kurallara bağlanmış sıradan kamu yönetimi iş ve işlemleri ( mesela dul aylığı bağlanması tahkikatı, trafik radar cezası, sağlık evine geçici görevle ebe gönderilmesi, vs vs vs) bile seçilmişlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.

bu durumu seçilmişlerin hakim olması iddiasıyla açıklayamayız. bu demokrasi tanımı yanlıştır.böyle inşa edilen bir demokrasi paradigması demokratik devleti değil partizan devleti getirir. son yıllarda atanmışlar seçilmişlerin zorda kalınca saldırdığı şamar oğlanına döndü. hem iktidar hem muhalefet sözcüleri her konuda atanmışları ve bilhassa da miaları yerden yere vurmaya başladı. bülent akarcalı vardı, anap zamanında bakandı, bir gün tv de izliyorum, bana kaymakamın imkanlarını verin yarın vekilliği bırakırım dedi. inanamadım. eğer öyleyse her seçimde pek çok mia niye vekil olmak için, belediye başkanı olmak için çırpınıyor, 30-40 bin nüfuslu bir belediyede başkan yardımcılığına geçebilmek için 20-30 yıllık mia hiizmetini bırakan abilerimiz var.

seçilmişler devleti yönetirken atanmışlar ellerinden mi tutuyor, atanmışları yönlendiren yasa, yönetmelik ve genelgeleri seçilmişler göndermiyorlar mı? bir belediye başkanı taşkın koruma sahasına tesisler yaptırıp eşine dostuna peşkeş çekmiş. sonra da dönüp dsi bölge müdüründen dere yatağını taşkın sahasından çıkartmasını istiyor. bölge müdürü bunun mümkün olmadığını, ancak bakanlıktan yönetmelik değiştirilmesi halinde buna izin verilebileceğini söylüyor. başkan bakanlıktan yönetmelik değişikliğini bakana kabul ettiremeyince bölge müdürünü görevden aldırıyor. buna demokrasi diyorsanız deyin ama batıda gayet başarılı şekilde uygulanıp adına demokrasi denen şey bu değildir. isveçte bu şekilde görevden alınan bir dsi müdürü gösterin ben de size inanayım.

bir de bu atanmışları yerin dibine sokup seçilmişleri tanrılaştıran metedolojinin bürokratlar arasında da temsilcileri var. bazılarını tanıyorum da. arkadaş durum değerlendirmesi yapıyor, demokrasiye modern devlet teorilerine uygun olan bir söylem hüküm verecek olan seçilmişleri kızdıracak. onun yerini tersini söyleyip tersini savunursa bunun bir maliyeti yok, bilakis itibar da görüyorsunuz. neticede atanmışlar şöyle böyle diye atıp tutan bürokratlar var.

bütün bu sözlerim bürokrasinin pırlanta olduğu manası çıkarmayın lütfen. bürokrasi, onun sırf proses merkezli bakışı, yayılmaya eğilimli olması, etkin çözüm yerine kendi faydasına rasyonalizasyonlar üretme çabası batıda hem kamu hem de özel sektörün baş belasıdır. bu konuda pek çok ülkede pek çok reform çalışması var, üniversitelerde kalın kalın kitaplar yazılıyor bu alanda. sırf bu işle uğraşan şirketler var. ama demokratik toplumlarda kimse bizdeki gibi seçilmişlerin kutsandığı bir model de önermiyor.
filiztepebaşı
Mesajlar: 6687
Kayıt: 12 Ağustos 2011, 20:24
Görev Yeri: ..
Meslek: İstanbul İş-Kur

10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMA

Mesaj gönderen filiztepebaşı »

Belki hiç bir şey yolunda gitmedi;
ama hiç bir şey beni yolumdan etmedi!”
Anonim
I'm still standing

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen I'm still standing »

vatandas yazdı:
sus ki yazdı:bürokratik oligarşi dedikleri bu sanırım. seçime gerek yokmuş, memurlar yönetse yeterliymiş. seçim masraflarından da tasarruf edilip memurlara zam olarak verilebilirmiş.

bunlar bildik ezberler. daha ne kadar para eder bilemem, ama hala itibar edenler var demek ki.

seçimle gelenler demokratik bir ülkede önceden anayasal çerçevede yönetimi üstlenir, bunu idare hukuku kurallarına göre tertiplenmiş bürokrasi eliyle yaparlar. ancak seçilmiş demek tanrı-kral değildir. bu ülke bu popülizm tuzağından bir şekilde kurtulmalıdır. mia lar da devletin çalışanlarındandır. öğretmenler, doktorlar özlükle ilgili bir talepte bulunsa demokrasi, mialar talep etse memur tahakkümü, bu tutarsızlıktır. kaldı ki, öğretmenler ne zaman iş bırakma eylemi yapsa izin durdurma yazıları ve soruşturma açılması emirleri gelir, sonra vazgeçilir.

yetmişlerin ikliminde böyle gösteriler gayet olası şeylerdi. bu gün mümkün değil, kabul, ama bundan bile seçilmiş atanmış edebiyatı geliştirmek zorlama bir yorum olur. bu ülkede seçilmiş atanmış arasında doğru düzgün bir fonksiyonel ayrım yapılmadığı sürece bu argüman her politik tartışmada istismar edilmeye devam edecek.

kamu yönetiminde seçilmişlerin sıfır söz hakkı olması gereken bazı alanlar olması modern demokrasilerin gereğidir. örnekle açıklayayım da rahat anlaşılsın, ben belediye başkanıyım ama trafik cezalarına müdahale edemiyorum sözünün demokrasiyle alakası yoktur. avrupa demokrasilerinde okul müdür muavini tayini için için o yerin parti başkanından referans aranmaz. kimse de bunu vesayetçi düzen diye itham etmez. seçilmişler ülkenin nasıl yönetiliceğine dair prensipler ( yasalar ) yapar. o yasaları uygulamak için üst yönetimi üstlenir. sonra da yapılan işleri idari ve mali olarak denetler. yani sıradan kamu yönetimi faaliyetleri konusuna girmez, sadece denetler ve izlerler. biz de ise hiç bir politik değer taşımayan, hali hazırda kurallara bağlanmış sıradan kamu yönetimi iş ve işlemleri ( mesela dul aylığı bağlanması tahkikatı, trafik radar cezası, sağlık evine geçici görevle ebe gönderilmesi, vs vs vs) bile seçilmişlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.

bu durumu seçilmişlerin hakim olması iddiasıyla açıklayamayız. bu demokrasi tanımı yanlıştır.böyle inşa edilen bir demokrasi paradigması demokratik devleti değil partizan devleti getirir. son yıllarda atanmışlar seçilmişlerin zorda kalınca saldırdığı şamar oğlanına döndü. hem iktidar hem muhalefet sözcüleri her konuda atanmışları ve bilhassa da miaları yerden yere vurmaya başladı. bülent akarcalı vardı, anap zamanında bakandı, bir gün tv de izliyorum, bana kaymakamın imkanlarını verin yarın vekilliği bırakırım dedi. inanamadım. eğer öyleyse her seçimde pek çok mia niye vekil olmak için, belediye başkanı olmak için çırpınıyor, 30-40 bin nüfuslu bir belediyede başkan yardımcılığına geçebilmek için 20-30 yıllık mia hiizmetini bırakan abilerimiz var.

seçilmişler devleti yönetirken atanmışlar ellerinden mi tutuyor, atanmışları yönlendiren yasa, yönetmelik ve genelgeleri seçilmişler göndermiyorlar mı? bir belediye başkanı taşkın koruma sahasına tesisler yaptırıp eşine dostuna peşkeş çekmiş. sonra da dönüp dsi bölge müdüründen dere yatağını taşkın sahasından çıkartmasını istiyor. bölge müdürü bunun mümkün olmadığını, ancak bakanlıktan yönetmelik değiştirilmesi halinde buna izin verilebileceğini söylüyor. başkan bakanlıktan yönetmelik değişikliğini bakana kabul ettiremeyince bölge müdürünü görevden aldırıyor. buna demokrasi diyorsanız deyin ama batıda gayet başarılı şekilde uygulanıp adına demokrasi denen şey bu değildir. isveçte bu şekilde görevden alınan bir dsi müdürü gösterin ben de size inanayım.

bir de bu atanmışları yerin dibine sokup seçilmişleri tanrılaştıran metedolojinin bürokratlar arasında da temsilcileri var. bazılarını tanıyorum da. arkadaş durum değerlendirmesi yapıyor, demokrasiye modern devlet teorilerine uygun olan bir söylem hüküm verecek olan seçilmişleri kızdıracak. onun yerini tersini söyleyip tersini savunursa bunun bir maliyeti yok, bilakis itibar da görüyorsunuz. neticede atanmışlar şöyle böyle diye atıp tutan bürokratlar var.

bütün bu sözlerim bürokrasinin pırlanta olduğu manası çıkarmayın lütfen. bürokrasi, onun sırf proses merkezli bakışı, yayılmaya eğilimli olması, etkin çözüm yerine kendi faydasına rasyonalizasyonlar üretme çabası batıda hem kamu hem de özel sektörün baş belasıdır. bu konuda pek çok ülkede pek çok reform çalışması var, üniversitelerde kalın kalın kitaplar yazılıyor bu alanda. sırf bu işle uğraşan şirketler var. ama demokratik toplumlarda kimse bizdeki gibi seçilmişlerin kutsandığı bir model de önermiyor.


Seçilmişleri yüceltme bir fetişizm, bir perestişzm halini aldı memlekette ve kraldan çok kralcı bürokratlar da inanmasa da makyavelist bir tavırla buna su taşıyorlar! sayın vatandaş kaleminize sağlık...
sus ki
Mesajlar: 480
Kayıt: 11 Temmuz 2010, 12:04

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen sus ki »

vatandas yazdı:
sus ki yazdı:bürokratik oligarşi dedikleri bu sanırım. seçime gerek yokmuş, memurlar yönetse yeterliymiş. seçim masraflarından da tasarruf edilip memurlara zam olarak verilebilirmiş.

bunlar bildik ezberler. daha ne kadar para eder bilemem, ama hala itibar edenler var demek ki.

seçimle gelenler demokratik bir ülkede önceden anayasal çerçevede yönetimi üstlenir, bunu idare hukuku kurallarına göre tertiplenmiş bürokrasi eliyle yaparlar. ancak seçilmiş demek tanrı-kral değildir. bu ülke bu popülizm tuzağından bir şekilde kurtulmalıdır. mia lar da devletin çalışanlarındandır. öğretmenler, doktorlar özlükle ilgili bir talepte bulunsa demokrasi, mialar talep etse memur tahakkümü, bu tutarsızlıktır. kaldı ki, öğretmenler ne zaman iş bırakma eylemi yapsa izin durdurma yazıları ve soruşturma açılması emirleri gelir, sonra vazgeçilir.

yetmişlerin ikliminde böyle gösteriler gayet olası şeylerdi. bu gün mümkün değil, kabul, ama bundan bile seçilmiş atanmış edebiyatı geliştirmek zorlama bir yorum olur. bu ülkede seçilmiş atanmış arasında doğru düzgün bir fonksiyonel ayrım yapılmadığı sürece bu argüman her politik tartışmada istismar edilmeye devam edecek.

kamu yönetiminde seçilmişlerin sıfır söz hakkı olması gereken bazı alanlar olması modern demokrasilerin gereğidir. örnekle açıklayayım da rahat anlaşılsın, ben belediye başkanıyım ama trafik cezalarına müdahale edemiyorum sözünün demokrasiyle alakası yoktur. avrupa demokrasilerinde okul müdür muavini tayini için için o yerin parti başkanından referans aranmaz. kimse de bunu vesayetçi düzen diye itham etmez. seçilmişler ülkenin nasıl yönetiliceğine dair prensipler ( yasalar ) yapar. o yasaları uygulamak için üst yönetimi üstlenir. sonra da yapılan işleri idari ve mali olarak denetler. yani sıradan kamu yönetimi faaliyetleri konusuna girmez, sadece denetler ve izlerler. biz de ise hiç bir politik değer taşımayan, hali hazırda kurallara bağlanmış sıradan kamu yönetimi iş ve işlemleri ( mesela dul aylığı bağlanması tahkikatı, trafik radar cezası, sağlık evine geçici görevle ebe gönderilmesi, vs vs vs) bile seçilmişlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.

bu durumu seçilmişlerin hakim olması iddiasıyla açıklayamayız. bu demokrasi tanımı yanlıştır.böyle inşa edilen bir demokrasi paradigması demokratik devleti değil partizan devleti getirir. son yıllarda atanmışlar seçilmişlerin zorda kalınca saldırdığı şamar oğlanına döndü. hem iktidar hem muhalefet sözcüleri her konuda atanmışları ve bilhassa da miaları yerden yere vurmaya başladı. bülent akarcalı vardı, anap zamanında bakandı, bir gün tv de izliyorum, bana kaymakamın imkanlarını verin yarın vekilliği bırakırım dedi. inanamadım. eğer öyleyse her seçimde pek çok mia niye vekil olmak için, belediye başkanı olmak için çırpınıyor, 30-40 bin nüfuslu bir belediyede başkan yardımcılığına geçebilmek için 20-30 yıllık mia hiizmetini bırakan abilerimiz var.

seçilmişler devleti yönetirken atanmışlar ellerinden mi tutuyor, atanmışları yönlendiren yasa, yönetmelik ve genelgeleri seçilmişler göndermiyorlar mı? bir belediye başkanı taşkın koruma sahasına tesisler yaptırıp eşine dostuna peşkeş çekmiş. sonra da dönüp dsi bölge müdüründen dere yatağını taşkın sahasından çıkartmasını istiyor. bölge müdürü bunun mümkün olmadığını, ancak bakanlıktan yönetmelik değiştirilmesi halinde buna izin verilebileceğini söylüyor. başkan bakanlıktan yönetmelik değişikliğini bakana kabul ettiremeyince bölge müdürünü görevden aldırıyor. buna demokrasi diyorsanız deyin ama batıda gayet başarılı şekilde uygulanıp adına demokrasi denen şey bu değildir. isveçte bu şekilde görevden alınan bir dsi müdürü gösterin ben de size inanayım.

bir de bu atanmışları yerin dibine sokup seçilmişleri tanrılaştıran metedolojinin bürokratlar arasında da temsilcileri var. bazılarını tanıyorum da. arkadaş durum değerlendirmesi yapıyor, demokrasiye modern devlet teorilerine uygun olan bir söylem hüküm verecek olan seçilmişleri kızdıracak. onun yerini tersini söyleyip tersini savunursa bunun bir maliyeti yok, bilakis itibar da görüyorsunuz. neticede atanmışlar şöyle böyle diye atıp tutan bürokratlar var.

bütün bu sözlerim bürokrasinin pırlanta olduğu manası çıkarmayın lütfen. bürokrasi, onun sırf proses merkezli bakışı, yayılmaya eğilimli olması, etkin çözüm yerine kendi faydasına rasyonalizasyonlar üretme çabası batıda hem kamu hem de özel sektörün baş belasıdır. bu konuda pek çok ülkede pek çok reform çalışması var, üniversitelerde kalın kalın kitaplar yazılıyor bu alanda. sırf bu işle uğraşan şirketler var. ama demokratik toplumlarda kimse bizdeki gibi seçilmişlerin kutsandığı bir model de önermiyor.


bu kadar uzun yazmaya gerek yoktu. bu ülkede her kurumun görevi, yetkisi ve sorumluluğu bellidir. meclis yasa çıkarmakla memurlar da bu yasaları uygulamakla yükümlüdür. yazıdaki gibi seçilmiş başbakana şapkasını aldı gitti denip darbeleri kutsanırsa hiç kusura bakmayın gelsin memurlar yönetsin, yasaları da onlar çıkarsın. seçilmiş sözcüğü tam tersten etkili olmaya başladı sanırım. şimdi nasıl bazı seçilmişler atanmışları kökten tamamen reddediyorsa, bazı atanmışlar da ifratla tefrit arasında giderken yasa çıkarmakla, ülkeyi yönetmekle yükümlü meclise/iktidara işine gelmeyince darbe yapılmasını alkışlıyor. kimse seçilmişleri kutsamıyor, sadece herkes kendi işini yapsın yeter.
chilecashmia

10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMA

Mesaj gönderen chilecashmia »

Vay be adamlara bak kahvaltıda yürek yiyip yola çıkmışlar. Orada yürüyen o 500 kahramandan hayatta olanların ellerinden öpüyorum. Hayatta olmayanlara da Allah'tan gani gani rahmet diliyorum. Okurken gözümden yaş geldi yeminle.

Hele o aktif vali olup o yürüyüşü tertip eden dernek başkanı yok mu, resmen merkeze çekilmeyi göze alarak girişmiş bu işe. Şimdi ki dernek başkanımız emekli vali ama böyle bir organizasyon tertip etme cesareti gösterebilir mi cevabı herkes kendi versin. Haklarını aramak için Ankara'nın göbeğinde yürüyen bir camiadan, aman ilçe başkanıyla aramı iyi tutayım, belediye başkanı ne derse sineye çekeyim beni sürmesinler, merkeze çekmesinler mentalitesine sahip bir camiaya evrilmişiz.

Adamlar haklı böyle kendi hakkını istemekten korkan bir kitleye neden zam falan yapsınlar. Zammı bırak asgari ücret vericez deseler kimsenin gıkı çıkmaz.
Karadayı01

10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KOCAİMA

Mesaj gönderen Karadayı01 »

Sayın VATANDAŞ güzel yazmışsın teşekkürler
burusvilis

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen burusvilis »

emmia yazdı:iyi güzel olmuşta olayın ergenekonla ilişkillendirilmesini anlamadım...

yazı eski de ondan. O günden bu güne değişen çok şey oldu tabi. Değişmeyen mi? Tabi ki Rasim Ozan
hataylı
Mesajlar: 1090
Kayıt: 09 Ağustos 2011, 20:46
Görevi: Kaymakam

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen hataylı »

burusvilis yazdı:
emmia yazdı:iyi güzel olmuşta olayın ergenekonla ilişkillendirilmesini anlamadım...

yazı eski de ondan. O günden bu güne değişen çok şey oldu tabi. Değişmeyen mi? Tabi ki Rasim Ozan

sadece rasim değil değişmeyen çok kimse var...
Posta

Cvp: 10 Ocak 1971 Türk İdarecisinin şanlı direnişi – Sudi KO

Mesaj gönderen Posta »

vatandas yazdı:
sus ki yazdı:bürokratik oligarşi dedikleri bu sanırım. seçime gerek yokmuş, memurlar yönetse yeterliymiş. seçim masraflarından da tasarruf edilip memurlara zam olarak verilebilirmiş.

bunlar bildik ezberler. daha ne kadar para eder bilemem, ama hala itibar edenler var demek ki.

seçimle gelenler demokratik bir ülkede önceden anayasal çerçevede yönetimi üstlenir, bunu idare hukuku kurallarına göre tertiplenmiş bürokrasi eliyle yaparlar. ancak seçilmiş demek tanrı-kral değildir. bu ülke bu popülizm tuzağından bir şekilde kurtulmalıdır. mia lar da devletin çalışanlarındandır. öğretmenler, doktorlar özlükle ilgili bir talepte bulunsa demokrasi, mialar talep etse memur tahakkümü, bu tutarsızlıktır. kaldı ki, öğretmenler ne zaman iş bırakma eylemi yapsa izin durdurma yazıları ve soruşturma açılması emirleri gelir, sonra vazgeçilir.

yetmişlerin ikliminde böyle gösteriler gayet olası şeylerdi. bu gün mümkün değil, kabul, ama bundan bile seçilmiş atanmış edebiyatı geliştirmek zorlama bir yorum olur. bu ülkede seçilmiş atanmış arasında doğru düzgün bir fonksiyonel ayrım yapılmadığı sürece bu argüman her politik tartışmada istismar edilmeye devam edecek.

kamu yönetiminde seçilmişlerin sıfır söz hakkı olması gereken bazı alanlar olması modern demokrasilerin gereğidir. örnekle açıklayayım da rahat anlaşılsın, ben belediye başkanıyım ama trafik cezalarına müdahale edemiyorum sözünün demokrasiyle alakası yoktur. avrupa demokrasilerinde okul müdür muavini tayini için için o yerin parti başkanından referans aranmaz. kimse de bunu vesayetçi düzen diye itham etmez. seçilmişler ülkenin nasıl yönetiliceğine dair prensipler ( yasalar ) yapar. o yasaları uygulamak için üst yönetimi üstlenir. sonra da yapılan işleri idari ve mali olarak denetler. yani sıradan kamu yönetimi faaliyetleri konusuna girmez, sadece denetler ve izlerler. biz de ise hiç bir politik değer taşımayan, hali hazırda kurallara bağlanmış sıradan kamu yönetimi iş ve işlemleri ( mesela dul aylığı bağlanması tahkikatı, trafik radar cezası, sağlık evine geçici görevle ebe gönderilmesi, vs vs vs) bile seçilmişlerin doğrudan ilgi alanına girmektedir.

bu durumu seçilmişlerin hakim olması iddiasıyla açıklayamayız. bu demokrasi tanımı yanlıştır.böyle inşa edilen bir demokrasi paradigması demokratik devleti değil partizan devleti getirir. son yıllarda atanmışlar seçilmişlerin zorda kalınca saldırdığı şamar oğlanına döndü. hem iktidar hem muhalefet sözcüleri her konuda atanmışları ve bilhassa da miaları yerden yere vurmaya başladı. bülent akarcalı vardı, anap zamanında bakandı, bir gün tv de izliyorum, bana kaymakamın imkanlarını verin yarın vekilliği bırakırım dedi. inanamadım. eğer öyleyse her seçimde pek çok mia niye vekil olmak için, belediye başkanı olmak için çırpınıyor, 30-40 bin nüfuslu bir belediyede başkan yardımcılığına geçebilmek için 20-30 yıllık mia hiizmetini bırakan abilerimiz var.

seçilmişler devleti yönetirken atanmışlar ellerinden mi tutuyor, atanmışları yönlendiren yasa, yönetmelik ve genelgeleri seçilmişler göndermiyorlar mı? bir belediye başkanı taşkın koruma sahasına tesisler yaptırıp eşine dostuna peşkeş çekmiş. sonra da dönüp dsi bölge müdüründen dere yatağını taşkın sahasından çıkartmasını istiyor. bölge müdürü bunun mümkün olmadığını, ancak bakanlıktan yönetmelik değiştirilmesi halinde buna izin verilebileceğini söylüyor. başkan bakanlıktan yönetmelik değişikliğini bakana kabul ettiremeyince bölge müdürünü görevden aldırıyor. buna demokrasi diyorsanız deyin ama batıda gayet başarılı şekilde uygulanıp adına demokrasi denen şey bu değildir. isveçte bu şekilde görevden alınan bir dsi müdürü gösterin ben de size inanayım.

bir de bu atanmışları yerin dibine sokup seçilmişleri tanrılaştıran metedolojinin bürokratlar arasında da temsilcileri var. bazılarını tanıyorum da. arkadaş durum değerlendirmesi yapıyor, demokrasiye modern devlet teorilerine uygun olan bir söylem hüküm verecek olan seçilmişleri kızdıracak. onun yerini tersini söyleyip tersini savunursa bunun bir maliyeti yok, bilakis itibar da görüyorsunuz. neticede atanmışlar şöyle böyle diye atıp tutan bürokratlar var.

bütün bu sözlerim bürokrasinin pırlanta olduğu manası çıkarmayın lütfen. bürokrasi, onun sırf proses merkezli bakışı, yayılmaya eğilimli olması, etkin çözüm yerine kendi faydasına rasyonalizasyonlar üretme çabası batıda hem kamu hem de özel sektörün baş belasıdır. bu konuda pek çok ülkede pek çok reform çalışması var, üniversitelerde kalın kalın kitaplar yazılıyor bu alanda. sırf bu işle uğraşan şirketler var. ama demokratik toplumlarda kimse bizdeki gibi seçilmişlerin kutsandığı bir model de önermiyor.

İfrat-tefrit durumu bu ülkede hep geçerli oldu! Ve bugün de trans halinde seçilmişleri kutsama hali sözkonusu. Vatandaş, yazınız çok iyiydi.
Cevapla